Yazı Detayı
09 Mayıs 2020 - Cumartesi 21:34
 
Ah Ah Nerede O Eski Günler;
Süleyman ŞAH
pmelisa121@gmail.com
 
 

Ah Ah Nerede O Eski Günler;

Değerli Araştırma Haber sakinleri bugün sizlere o eski özlediğimiz günlerden söz edeceğim. Nerede o eski bayramlar derdik ya, aynen öyle, nerede o eski günler. İnsanın eski günler ve eski bayramlar diye aradığı aslında o günlerdeki gönül temizliğidir. Yoksa günler aynı, bayramlar da aynı? Ama biz aynı insanlar değiliz.

Çocukluğumuzdaki gibi masum ve günahsız değiliz. Hayattan beklentilerimiz ve hesaplarımız çokta büyük değildi. Büyüdük ve kirlendi dünya, bu arada hırslarımızda büyüdü. Fakat ruhlarımız aynı oranda büyümeyip güdük kaldı. Beslemedik ki büyüsün. Hal böyle olunca da günü, bayramı veya ramazanı suçluyoruz.Ruhumuza atılan kötü tohumlardan kurtulduğumuz an, çocuklaşır yine saflaşırız. Tövbelerimizle belki günahsızlaşırız.

Mahallenin boş arsasında, taşlardan direk yapıp tek kale maç oynadığımız, iç çamaşırlarımıza kadar terleyip, annemizin akşam ezanından önce evde olmamızı sıkı sıkı tembihlediği günler mazide kaldı.

Annemizin, babamızın, Büyüklerimizin ve akrabalarımızın ellerini öptükten sonra aldığımız kağıt 5 bin liralık harçlıklarla dünyaların bizim olduğu günler de yok artık.

Sokaklarda, Toprakların içinde yan yana dizilmiş envai çeşit renkteki küçük yuvarlak ama illa ki estetik cam bilyeleri, baş parmağımızla vurduğumuz fiskelerle dağıttığımız günlerden, kazandığımız misketleri bir servet kazanmışcasına, savaş ganimeti misali şeffaf torbalarda biriktirmemizin üzerinden yıllar geçti.

Ne mahallemize kurulan panayır kaldı nede atlı karıncalar…

En son yediğimiz elma şekerinin üzerinden çeyrek asır geçti.

Yatağımızın altına bayramlıklarımızı sakladığımız, yastığımızın altına yeni kara lastik ayakkabımızı koyduğumuz o günlerde heyecandan  gözümüze uyku girmezdi, arefe gecelerinin yerini, hayat mücadelesinden bitap düşmüş bedenimizin deliksiz uykuya daldığı arefe geceleri ve bayram günleri aldı.

Bayram bizim için; el öpme, akraba ziyareti, gittiğimiz her evde yemek yemek, ağaç dallarından yaptımız ince sopaya topladığımız hamur bişileri takmak, mantar, çatapat, kız kaçıran, torpil, pamuk helva, kağıt helva demekti bir zamanlar.

Bayram, tebrik kartı demekti…

Bakkallardan özenle ve itina ile kartpostal seçerdik, bayramlar WhatsApp mesajlarıyla geçiştirilmeyecek, maille kutlanmayacak kadar özel günlerdi.

O yüzden diyorumki ara sıra çocukluğumuza inelim derim. İçimizdeki çocuğu büyütelim, basit şeylerden mutlu olmak neymiş, tekrar hatırlayalım.

Komşuluk ve akraba ilişkileride eskiden daha güzeldi ve önemi olan bir değerdi. Haberli, habersiz çat kapı misafirliğe gidilir, önce delta radyoda ajans dinlenir sonra koyu bir sohbet başlardı. O Sohbetlerde Yeni hükümetler kurulur,  ülkenin siyasetine yön verilirdi. Daha sonra sımsıcak çaylar içilir o arada dedem bana bakarak hadi bakalım sıra sende derdi.

Hemen eski kitaplardan birini seçer okumaya başlardım, Peygamber Efendimizin hayatı ve savaşlar,Hz.Ali Efendimizin kahramanlıklarının defalarca okusakta yine bıkmadan dinlenirdi. O Anlar huzur bulduğumuz anlardı. Ancak şimdi öyle mi ? Misafirliğe gidiyorsun herkesin elinde telefon, sohbet yok, konuşma yok, olup biten her şey telefonla yaşanıp bitiyor.

Günümüzde olduğu gibi elektronik aletler, televizyonlar, bilgisayarlar o dönemlerde yoktu. Bu aletler günümüzde insanlar arasındaki ilişkileri ve komşuluğu öldürmektedir. İnsanlar televizyon gibi aletler nedeniyle dizilere gömülmekte ve birbiriyle iletişimden uzak durmaktadır. Günümüzde internet üzerinden gerçekleştirilen sohbetler ön plana çıkmaktadır. Oysa eskiden mum ışığı ve gaz lambası ile aydınlanan evlerde çok güzel sohbetler edilirdi ve herkes birbiri ile iletişim kurardı. Gaz lambasının camı gündüzden temizlenir parlatılır, gazyağı ile doldurulurdu.

Benim çocukluğumda ellerde şişeler kuyrukda bekler saatlerce gaz yağı alabilmek için usanmadan bıkmadan beklerdik.

O yüzden eskiyi getirmek mümkün olmasa da, bizim eskiye gitmemiz mümkündür. Bizim çocukluğumuzda dışarıda oyunlar oynar, acıkınca eve gelirdik. Ne döner ekmek isterdik, ne köfte ekmek. Annemizin, ekmek arasına koyduğu peynirin yanına bir domates bulduk mu, değmeyin keyfimize. Bir saygı, sevgi ve hürmet vardı, büyüklere karşı. Küçüklerde o biçimdi bir sevgi. Dışarıda kavga etsek, dövsek de, dövülsek de evde dört kardeş hazır. Öyle şimdiki gibi "benim çocuğa, senin çocuk karışmış" diye, ev basan cahil insanlar yoktu. Çok ayıp karşılanırdı, bu tür kaba davranışlar.

İnsanlık birbirinden uzaklaştıkça dertler, hastalıklar ve sıkıntılar, artmakta, paylaşımlar azalmaktadır. Günümüzde giderek artan iş hayatı, stres, psikolojik sorunlar hep bu yüzden yaşanmaktadır. Eskiden herkes birbirini tanır sıkıntılarının ne olduğunu bilir ve yardımcı olmaya çalışırdı. Oysa şimdi bu hastalıkta olan kişiler akın akın psikolojik yardım almaya ve ilaçla tedavi olmaya çalışmakta ve hastane köşelerinde ömürlerini tüketmektedir.

Züğürt Ağa’yı hatırlar mısınız? , Muhsin Bey’i, ya da Banker Bilo’yu ve Köyden İndim Şehire’yi?

Hababım Sınıfı, Sakar Şakir’i izlemeyeniniz var mı?

Bin defa da seyretsek, her sahnesini ezberlemiş olsak da, her defasında çekirdek çıtlayarak ekran karşısına geçer, şen olan evimiz daha da şenlenirdi.

Televizyon filmleri bile daha güzeldi, insanlara nasıl aile olunur, hayatın zorlukları nedir, akraba ilişkilerini öğreten film ve diziler olurdu. Şimdi öylemi, şimdiki dizilerde zinayı normal, aileden ayrı yaşamayı özgürlük gibi, aşkı anlık yaşanan birşey gibi göstermektedirler.

Seçimler bile güzeldi o yıllarda…

Henüz özel kanalların olmadığı TRT’li yılllarda, liderlerin geniş yuvarlak masa etrafında oturdukları açık oturum programları hayal meyal zihnimizin bir köşesinde duruyor hala…

Ne hakaret vardı, ne tehdit, ne ip atma, ne de parmak sallama.

Çocuk akılımızla bile, seçimlerin demokrasiye giden bir araç olduğunu, sandığın sadece millet iradesini yansıttığını algılıyorduk.

Vakit kaybetmeden bir an evvel eski sosyal hayata dönüp zamanımızı sanal alemler de geçirmektense birbirimiz ile geçirelim, aksi takdirde çocuklarımızı daha büyük tehlikeler bekleyecektir. Şimdiki gençlere bakıyorumda bir çoğu akşamları da dahil zamanlarını dışarıda geçiriyor. Oysa ev ortamı her zaman en güvenli yerdir. Özellikle büyükşehirlerde dışarıda ki hayat tehlikeli de olabilmektedir.

Kültürümüze ve birbirimize en önemli borçlarımızdan birisi de eskisi gibi birlikte zaman geçirmektir. 

Heyhat, öyle bir geçti ki zaman…

Bize her bayramdan geriye  sadece hatıralar kaldı.

Bir de “Nerde o eski günler, nerde o eski bayramlar” diyerek iç geçirmeler…

Değerli dostlar eski günlerin anısına Ramazan Bayramı’nız kutlu olsun.

 
Etiketler: Ah, Ah, Nerede, O, Eski, Günler; KURBAN BAYRAMI, BAYRAM, BAYRAM TELAŞI, BAYRA
Yorumlar
Haber Yazılımı